11 Eylül 2007 Salı

parlak ışıklar,ışıksız insanlar

Bir eylül akşamıdır beni Sultanahmet'e bağlayan. Aylardan mübarek Ramazan, günlerden başlangıç... 19 numaradaki ilk gecem. Tıpkı o kumral kız gibi. Beni burda eski zannetmiş rahat tavırlarımdan ötürü-o benden daha çekingen. Birbiri ardına yöneltilen ve düşünceli cevaplanan sorular burda ne ömürler paylaşacağımız gerçeğini resmiyete kavuşturur gibi. İlki şenlik meydanında bir bardak boza oluyor,bir diğeri kumral,sevimlinin elinde. Tanışmanın verdiği heyecanla içiyoruz,ikimizin de aklında halen bir ton soru işareti. Sanki o benden daha kaygılı ve güleç yüzü gölgeli...
Yürüdükçe önümüze peyda olan insanlar bitmek bilmeyecek gibi. Hepsinin yüzü güleç,gölgeli... Kimilerinin bayram şenliği ile meydanda geçici mutluluklar yaşarken eve döndüklerinde yüzlerinin alacağı hal gün gibi ortada. Şu vakte kadar dini vecibelerini yerine getirmenin haklı gururunu taşırken kişisel menkıbelerini yerine getirmemenin pişmalığı zihinlerinde. Bunu sadece ben görebiliyorum. Kendileri dahi farkında değil. İşte şu sağdan yürüyen uzun boylu adam;eskimiş takım elbiseli,omzunda meyvesini taşıyan. Gençliğinde çok iyi bir basketçiydi belki ama memuriyet yolu hayatını kazanmak için daha aydınlık göründü. Ve hanımı hani ne kocasının yanında ne yerde ne gökte yürüyen. Beyninden vurmuşlar onu,şok etkisi hala sürmekte. Belki onun yolu bu yol değildi. Tercih şansı ona bırakılsa çok başarılı bir iş kadını olup yalnız yaşamayı tercih ederdi. Şimdi Antalya'da yapımına yeni başlayacakları toplu konut projesinin sözleşmesini imzalamaya giden koridorda yürürdü. Ama o da birçokları gibi kolay olanı şeçti. İstediği doğrultuda önüne açılacak kapıları takip etme kudretine erişemedi. Sabırsızdı, bir o kadar da meşgul -evrenin ruhunu bekleyemeyecek kadar.
Şu dünyada öğrendiğim azıcık şeyden birisi her şeyin benim gibi,senin gibi bir tin taşıdığı. Zaten şu dünyaya hepimiz ''bir ve tek''ten olup geldiysek ne mümkün ayrı olmak. Diyeceğim o ki evrenin de var bir ruhu. İşaretleri takip etmeyi seçersek bizi aydınlatacak,ışık saçacak. Onun da vasfı bu. Sen iste o yapsın kadar da basit değil tabi. Son zamanlarda en çok satanlar listesinde 1. sıraya oturmuş kitaba bakmayın yani siz. Hepsi yüzeysel fasafiso. Bence de bir an tüm dengeler senin eline geçebilir ama insanoğlu elindekinin kıymetini bilmez. Ben diyorum ki bir bak etrafına,ne oluyor,ne bitiyor. Her işte vardır bir hayır de düşün,yor. Nasıl internetten dans dersleri ile ilgili araştırma yaparken aynı kursun sitesinde ertesi gün tam da benim istediğim koşullarda bir ders programı oluşturulduysa senin de çıkmıştır karşına küçük bir mucize ara,bak,bulacaksın. Her şey gören gözler için. Gördüğün zaman anlayacaksın. Gördüğün zaman cesaretin de gelecek yerli yerine çocukluk günlerindeki gibi. Hayallerinin peşinden koşmayı hatırlayacaksın. Koşarken yüzüne vuran rüzgarın asiliği hızına hız katacak. Annenin aşağı mahalleye gitme uyarılarının ardından aşağı mahalleye gitmek gibi haz verecek engelleri aşmak. Hatta bir yerden sonra köstek değil destek göreceksin bilmediğin güçten. Ardından onunla konuşmayı da öğreneceksin. Kafana bir tuğla fırlatması gerekmeyecek onu işitebilmen için. Fısıldayacak;doğru yoldasın,yere sağlam bas,şimdi etrafına bak ve asla vazgeçme. O zaman sen vazgeçmeyeceksin o da vazgeçmeyecek ben de. Duyan kulaklar,gören gözler her zaman hazır ve nazır bekleyecek yeni bir fırsatı,bir kuş cıvıltısını, italya yarımadasına çok benzeyen bir bulut kümesini,evrenin ruhunun sesini...

1 yorum:

Adsız dedi ki...

yine beni bir yerden bir yere sürükledin ays ım..belki de bahsetiin o kumral kız olmamdandır bu yazıda kendimi buldum ben..okurken içtiimiz bozanın kokusu geldi burnuma...bi de şey düşündüm,bu sefer yanına bolca leblebi de alalım olu,daha güsel olu:)